TOPLUMSAL ADALET

toplumsal adaletZİLAN TOLHILDAN
Biz Kürtler ahlaki politik temelde kendi toplumsal yapımızı yeninden inşa etmeye çalışırken, bu toplumsal modele uygun adalet anlayış ve kurumsallaşmasını da beraberinde geliştirmeye çalışıyoruz. Devletçi, iktidarcı, sınıflı toplumla beraber başat hale gelen adalet kavramını sürekli olarak ezilenler, haksızlığa maruz kalanlar, mücadele gerekçesi yaparak kullandığı gibi; tüm egemen, sömürgeci sistemlerde kendilerini meşrulaştırmak için yoğun olarak kullanmışlardır. Öyle bir duruma gelmiş ki, günümüzde en büyük haksızlıkları adaletsizlikleri yapanlar adalet kelimesini ağızlarından düşürmüyorlar. Bu yoğun bir bilgi kirliliği yaratıyor. O halde, doğru bir adalet anlayışını geliştirmek için, öncelikle bu konuda doğru bir bakışa sahip olmak gerekiyor.

Adalet nedir? Adalet deyince insan aklına ilk başta, anlamak gelir. Neden çünkü yaşanan beş bin yıllık bir egemen zihniyet oluşumu var ve halen de bu zihniyet oluşumu devam etmektedir. Neden Adaletten bahsediyoruz? Yada Adalet var mıdır, eğer varsa nasıl bir Adalet? Herkes Adalet dilini kullanıyor, fakat bunu değerlendirirken işin hakikatine bakmak ele almak değerlendirmek önemli. Şimdi bunu anlamak için var olan insan toplumuna veya insan zihniyetine oturtulan egemen bakış açısına dayalı zihniyet yapılanmasını anlamak önem kazanıyor. Bu egemen zihniyet tahakkümcüdür, iktidarcıdır. Bu tahakkümcü, egemen zihniyetin olduğu yerde adaletten bahsetmeyi bırakalım bir kenara düşünülemez bile. Buna rağmen tahakkümcü sistem de adaletten bahsediyor. Bu yaklaşımın adaletle bir ilgisinin olmadığı gibi; adaleti istismar eden bir yaklaşımdır. Önderliğimiz, adaleti ve hakikati anlamayla bağını kurarak değerlendiriyor. Şayet toplumsal alanda bir ahlaki çöküntü yaşanıyorsa ve yalanlar hakikat olarak dikte ettirilmeye çalışılıyor ise bunun öncelikle zihniyetini anlamak ve çözümlemek gerekir.

Tarihte, insanların özgür ve eşit olduğu, doğal toplum dediğimiz uzun bir süreç yaşandı. Bugün ise toplumda ahlaki bir çöküntü var. Bu ahlaki çöküntüden kaynaklı toplumsal kaosa çözüm olarak Önder Apo, ahlaki politik toplum perspektifini gündemimize koydu; “anlamak adalettir” dedi. Çünkü doğal toplumda insanın eşitliğe ve özgürlüğe dayalı, kimsenin kimse üzerinde tahakküm kurmadığı bir yaşam tarzı vardı. Ancak daha sonra gelişen sömürgeci, tahakkümcü sistem toplumu tamamen kendi denetimine alarak, toplum üstü bir sistem kurmuştur.

Toplumda yaşanan bu çöküntünün sosyolojik ve psikolojik boyutunun ele alınarak tahlil etmek gerekir. İnsanlığın yarattığı birçok maddi, manevi ve kültürel değerleri vardır. Bu değerleri egemen, sömürgeci sistemler nasıl kendi hizmetine ve denetimlerine aldı? Bunun ahlakla bağlantısını kurduğumuzda topluma karşı en büyük adaletsizlik ve ahlaksızlık yapılmıştır. Şayet toplumun yaşadığı tarihin yüzde doksan sekizine anlam verilmiyorsa, insanlığın yarattığı değerler inkâr ediliyorsa, ya da insan toplumu baskı altına alınıp sömürülüyorsa, elbette bu zamanla toplumda üzerinde ahlaki bir çöküntüyle sonuçlanacaktır. Bugün bunları çok bariz bir şekilde yaşıyoruz.

Bu gün devlet veya egemen sistemde bir adalet anlayışından bahsetmektedir. Ama nasıl bir adalet? Bir toplumun iradesini tanımıyor, kültürünü tanımıyor, hiçe sayıyor. Öylesi bir durumda en büyük hukuksuzluk yaşanmaktadır.

Egemen sistem hukuk adına birçok kanun ve yasa çıkarmıştır. Devlet, ideolojisiyle birlikte kendi sistemini kurgulamak için hukuku inşa etmiştir. Devlet kendi meşruluğunu sağlayabilmek ve sistemini yürütebilmek için hukuku inşa etmiştir. Bu hukuk inşasında ise iktidar eksenli tahakkümcü bir zihniyetle ele alışla, irade tanımayan bir gerçekliğe sahiptir.

Bugün toplum nasıl bir psikoloji yaşıyor. Ekonomik olarak yaşadığı sıkıntılar, kişilikte yaşadığı kaos ve bunalımlar var. Bunların hepsini anlamak için adaletli olmak gerekir. Önderliğimiz, evreninde kendi içinde bir adalet sistemi olduğunu söylüyor. Doğru bir felsefik bakışla ele alındığında, toplumsal gerçeklikten ayrı ele alınmıyor. Ancak, insanlık kendi özünden boşaltıldığı için kendine karşı bir yabancılaşmayı yaşıyor. Bu zihniyeti çözmek, tahlil etmek elbette anlamaktan geçer. Bu anlaşıldığı, doğru tahlil edildiği ve bu doğrultuda yoğun mücadele verildiği takdirde insan kendi özüne dönecektir.

Ahlaklı insan aynı zamanda adaletli ve vicdanlı insandır. Doğal toplumda bir paylaşım ilkesi, birbirini tamamlama ilkesi varken günümüzde yaşanan topluma bakıldığında ise birçok şeye anlam vermeme, paylaşımsızlık, sevgisizlik; kısacası maneviyatın zayıflaması ve maddiyatın ön plana çıkması ahlaki çöküntünün ifadesidir. Dolayısıyla köle bir toplum yaratılmak istenmektedir. Bu kölelikten kurtulmak için, ahlaki ve politik ilkeler temelin de bir toplum esas alınmalıdır. Her şeyden önce anlam gücüne ihtiyaç vardır. Anlam gücünün oluşması için de özgürlüğe ihtiyaç vardır.

Bu anlamda tarihe gidip nasıl bir tarih yaşandı, bunun hakikati nedir ve bu tarih neden ve nasıl çarpıtıldı? Bunun için geliştirilen yöntemler nelerdi? Eleştirel bir bakış açısıyla, tekrardan ele alıp incelemek; hakikatin ahlakla, vicdanla bağlantısını kurarak ele almak, özgürlük ahlakı ve adaletin gelişmesine güçlü bir zemin sunar. Önderliğimiz, bu anlamda yazdığı savunmalarıyla büyük bir zihin patlaması yaratmıştır. Var olan inkâr edilemez, inkâr edildiğinde insanlar bunun mücadelesini verecek ve bu mücadele her zaman var olacaktır. Hakikat yolunda doğru bilimsel ve özgürlükçü bir temelde kendisini eğiterek yapacaktır. Önderliğimizin güçlü bir ifadeye ve sisteme kavuşturduğu “Demokratik, Ekolojik, Cinsiyet Özgürlükçü” paradigma ile iktidarcı ve devletçi sisteme alternatif bir sistem oluşturdu. Cinsiyetçi, milliyetçi, bilimci, iktidar eksenli zihniyete karşı özgürlükçü ve ahlaka dayalı bir perspektif sundu. Bu temelde kendini doğru bilinçlendirme, eğitme, örgütlendirme, mücadeleye sahip çıkma, amaç ve hedeflerimiz doğrultusunda pratikleşmemiz gerekiyor. Eğer bu gün ülkende yaşaman kabul edilmiyorsa, dilin inkâr ediliyorsa, sosyal, siyasal ve ekonomik yaşam ihtiyaçlarını karşılamana izin verilmiyorsa adalet için direniş kaçınılmaz oluyor.

Tekçi zihniyete karşı, Demokratik Konfederalizm dediğimiz çok renkliliği esas alan, birçok kültürü içinde barındıran bir sistemle toplumun kendi sorunlarını kendi çözen, kendini örgütleyen, kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılayan, özgürlük ölçülerinde bir mücadeleyi esas almalıyız. Gerçek adalet de hak, hakkaniyet de ancak bu şekilde sağlanacaktır. Aksi takdirde toplumda yaşanan tüm adaletsizliklerin temelindeki asıl büyük adaletsizliği görmeden, ona karşı yaşamın her alanında mücadele yürütmeden gerçek bir adaletin sağlanmasından bahsedilemez.

On Mayıs 30th, 2013, posted in: Hukuk by