NEDEN ÖZGÜR KADINLA DEMOKRATİK ULUSA?…

rotinda amed (2)20 Aralık 2013 tarihinde YJA koordinasyonu tarafından startı verilen Özgür Kadınla Demokratik Ulus’a kampanyasının ilanı, üzerinde tartışılması ve konuşulması gereken bir kampanyadır.

 Öncelikle neden bir kampanya sorusu önemli olmaktadır. YJA merkezi tarafından yapılan   bu dördüncü kampanya olmaktadır. İlki 2009 yılında “biz kimsenin namusu değiliz, namusumuz özgürlüğümüzdür” kampanyası olmuştu. Neden ve niçinleri çok olan bir kampanyaydı. Birçok kesim tarafından, dikkatle izlenen, değerlendirilen ve kimi yönleri ile eleştirilen bir kampanyaydı. Kadın hareketi olarak tüm bu eleştirilere anlam vermeye çalıştık. Bir cephenin, yani erkek cephesinin eleştirisi nasıl olurda “namusumuzu”elimizden alırsınız refleksiydi. Peki kim koruyacak bu kadınları?  Erkek kadını kendi malı, mülkü ve “namusu” olarak görüyorken, yine diğer yandan aynı zamanda koruması gereken, hatta gerektiğinde “sevmesi”, gerektiğinde dövmesi ve gerektiğinde de öldürmesi çok normal iken kim kadınları koruyacak? Çünkü; hak, hukuk ve din adına erkek bu hakikate inandırılmış ve kadın ona teslim edilmiş bir nesne olmuştur. Ama birileri çıkıp diyor ki “biz kimsenin namusu değiliz”, maazallah bu kadınlar kimsenin “namusu” değilse “namussuzmudurlar” deyip kaygılandılar. Onların cephesinden bakıldığında “doğru”. Ama biz kadınlar hiç bir zaman erkek cephesinden ve erkek gözüyle bakmadığımızı, erkeğe ve topluma bu kampanya yoluyla anlatmaya çalıştık. Ve içerilmiş köleliğin toplumda yarattığı algının ne kadar korkunç, ne kadar tek renkli, ne kadar cinsiyetçi olduğunu ve doğru sanılan yanlışların nasıl bir yaşam oluşturduğunu anlatmaya, bununla mücadele ederek özgür toplum için özgür birliktenliklerin önemine dikkat çektik. Çekebildik mi, evet dikkat çekmeyi başardık. Ama yaşanan cinsiyetçi zihniyeti ortadan kaldıramadık. Çünkü “namus” kavramı cinsiyetçi zihniyetin sadece ama sadece bir yönünü oluşturmaktadır. Özgürlük ve toplumsallık kavramlarına ve yaşamına ulaşabilmemiz için önümüzde uzun bir yol olduğunu biliyorduk. Ama bu yolun yolcuları olmaya inandık, inandığımız içinde bu yolda yürümeye devam ediyoruz.  Önderliğimizin de vurguladığı gibi “doğru yoldayız ama sadece yoldayız”. Yolun sonuna ulaşmış değiliz. Yada yolda önümüze çıkacak zorluklarla nasıl mücadele edeceğimizi tartışıyoruz. Ve tartıştıkça yol ve yöntemlerimizi oluşturuyoruz. İşte yürüdüğümüz yolda ilerlemenin bir ilkesi de toplumsal cinsiyetçilikle amansız bir şekilde her türlü düzeyde savaşım vermek olmaktadır.

 İşte birinci kampanyamız toplumun “namus” kavramına yaklaşım eksenli olurken, ikinci kampanyamız ise egemen sistem tarafından oluşturulan tecavüz kültürüne dönüktü. Toplumda salt tecavüze uğrayanın kadın olmadığını tüm toplumun aslında amiyane tabirle kapitalist modernitenin tecavüzüne maruz kaldığını bu kampanyayla anlatabilmekti. Onun için tecavüz kültürünün erkek aklı ve zihniyetiyle iktidarcı-devletçi bir kültür olması itibariyle savaş, şiddet ve soykırım içerdiğini, bunların toplamında ise başta kadınlar olmak üzere tüm toplumun tecavüz kültürüyle bitirilmek istendiği algısını oluşturmak ve uyuyan beyinleri, ruhları biraz da olsa uyandırmak istedik. Üçüncü kampanyamız da diğer iki kampanyayı besleyen içerikte olmaktaydı. “Kadın kırımına hayır” dedik. Çünkü kırım yani soykırım gerçekliği uygarlıkla türetilmiş bir kavram olmaktadır. Ve bir çok halka uygulanan asimilasyon, sömürgeleştirme politikalarının bir devamı ve daha üst boyutu ise kültürel ve fiziki soykırım olmaktadır. Yine bilindiği gibi soykırımın daha etkili olabilmesi için başta kadınlar hedef alınmakta ve kadınlar yoluyla da halklar, topluluklar yok edilmektedir. İşte hem kadınların hem de halkların kültürel soykırımdan kurtulmaları için başta soykırım olmak üzere tüm eril zihniyetin yaratmış olduğu devlet ve uygarlık eksenli kavramların yıkılması, değişmesi ve yeninin inşası için öncelikle tüm bu normalleşen sorunlara parmak basmak, yarayı kaşımak anlamlı ve önemliydi. Sorunu çözmek elbette salt yarayı kaşımakla halledilecek bir gerçek değildir. Ama bu bir başlangıç olmaktaydı. Ve biz geçmiş mirasımızın bizlerde yol açtığı güç, kollektif akıl ve komünal yaşam eksenli düşünsel yapımızla toplumsal sorunlara radikal dokunmaya karar verdik. Ve son bir kaç yıldır yürüttüğümüz cins mücadelemizin yarattığı kazanımlar elbette küçümsenemez bir düzeye ulaşmış olmakla beraber bizim için asla yeterli olabilecek bir durum yada düzey değildir.

 Evet, yukarıda sıraladığım önceki kampanyalarımızın yürütülme nedenleri elbette içinde yaşadığımız bu dünyanın namus, şiddet, tecevüz, devlet, iktidar ve soykırım içerikte olduğunun ifadeleri olmakla beraber birde varolan bu dünyanın dışında eskiden yaşanmış olan ve kadınla yaşam bulan, özgürlük peşinde koşan kadın ve toplumların beyin hücrelerimizde uyumuş vaziyette olan bir özgür yaşam hakikati vardır. İşte bu hakikate ulaşmak  ve parmak bastığımız bu sorunların aşılması ve Demokratik ulus eksenli özgür yaşamı inşa edebilmek için bu sefer çözümün nasıl geliştirilmesi gerektiğini gündemimize almak istedik. Yoksa ortada dokunabileceğimiz, kaşıyabileceğimiz binlerce sorun ve sorunsallıklar vardır. Ama bizler çözümün yolunu gösterip elbette yine çözümü tıkatan sorunlarımızla mücadeleye devam diyeceğiz. Yaşamın sonu yok diyorsak. Dolayısıyla mücadele ve özgürlüğünde sonu olmayacaktır.

Şimdi gelelim yeni kampanyamızın adı olan yada adına sadece kampanya diyemeyeceğimiz özgür yaşamın inşasının hamlesi olan ÖZGÜR KADINLA DEMOKRATİK ULUS gerçeğine.

Çünkü yeni paradigmamız ekseninde oluşturacağımız yaşam ve mücadele biçimimiz tamda yukarıdaki sihirli cümlenin adı olmaktadır. Ama bu sihirli ad olarak belirttiğimiz Özgür Kadınla Demokratik Ulusa cümlesi öyle iki dudak arasında çıktığı kadar kolay değildir.

Demokratik ulus kavramı oldukça geniş ve üzerinde çokça tartışılacak bir konu olmaktadır. Önderlik demokratik ulus için “halkların birlikte yaşaması sadece mümkün değil, tarihte varolan bir hakikattir”diyor. Ama halklar şimdi egemen ve iktidar-devlet aklından kaynaklı bir birine düşman kılınmış ve birbirinden alabildiğince uzaklaşmış. Onun için öncelikle demokratik ulus gerçekliğinin yaşanabilmesi için karşılıklı empati, halkların birbirini yeniden sevmesi ve birlikte yaşayabilmesi için karşılıklı itiraflar, özürler gerekmektedir.

Yine demokratik ulus öz yönetim anlayışı ve esnekliğiyle toplumun, toplulukların kollektif fikir ve aklıyla oluşan yaşam biçimi olurken, aynı zamanda yabancı yönetim olan iktidarcı ve devletçi zihniyeti parçalayan bir yaşam biçimidir de.  “Tek”li değil çoğuldur, her canlının, her ulusun, her cinsin özgür, eşit yaşadığı komünal yaşamdır. Ve daha sıralayabileceğimiz kadar çok hakikatle, özgür yaşamın adıdır.

Özgür yaşam özgür kadınlarla oluşur. Dolayısıyla demokratik ulusun yaşam bulması içinde özgür kadının oluşması ve bu da beşbin yıllık içerilmiş kölelikten sıyrılması demektir. Kadın kendileştikçe yani “xwebun” oldukça, kendisine içerilmiş bu köleci ruhtan sıyrılmak isteyecektir. Ama  bu güne kadar ki deneyimlerinden hareketle bundan sıyrılmanın kolay olmadığını bildiği için   mevcut yaşamın zorluklarının özgür yaşama ulaşması önünde sıraladığı setleri görecektir. Ve eğer özgür yaşam iddası varsa, ki bu tüm kadınlarda vardır diye düşünüyorum, bu sıralı setleri aşma mücadelesinden asla vazgeçmeyecektir. Çünkü özgürlük hepimizin arzuladığı, hayalini kurduğu yaşamın yaşanılmış hakikatidir. Ve biz o hakikatin doğruluğuna inandığımız için özgürlük yolunda yol almış kadın topluluklarıyız. Hiçbir mücadele ve yol yürüyüşü engelsiz değildir. Kadınlarında özgürlüğün öyle kolay olmadığını bildiklerini biliyorum. Ama zor olduğu kadar güzel, güzel olduğu kadar arzulandığı ve arzuların yerine gelmesi içinde emek harcanması gerektiğini her halde en iyi bilenler yine kadınlar olmaktadır. Onun için özgürleşmiş bir kadın yada özgürlük mücadelesi vermiş bir kadın ancak bahsettiğimiz demokratik ulus gerçeğini yaşamsallaştırabilir ve bunun öncü gücü olabilir.

Onun için YJA’nın başlatmış olduğu bu kampanya aslında bizim yaşam pradigmamız, özgür yaşamın kendisi olmaktadır. Önderliğimizin 2013 Newroz’uyla başlatmış olduğu yeni sürecin mücadele biçimine Demokratik kurtuluş ve Özgür yaşamı inşa demişti. İşte bunun öncülüğünü yapacak olan temel dinamik güç ise kadın ve gençlik olmaktdır. Yani Önderliğimizin arzuladığı ve bizim yaşamak istediğimiz özgür yaşam için mücadele etmek baştada biz kadınların sorumluluğundadır.  Şimdiye kadar insanlığın başına bela olmuş uygarlık zihniyeti ve onun son yüzyılların ürünü olan ulus devlet erkek karekterli sistem olmaktadır. Ve buna alternatif sisteminde demokratik ulus sistemi olduğu gerçeğiyle ÖZGÜR KADINLA DEMOKRATİK ULUSA doğru yol almaya başlayalım. Yolda karşımıza çıkacak oldukça fazla pusular, saldırılar, tecavüz ve şiddetli savaşlar olacaktır. Ama bizler doğru yolda olmanın rahatlığı ve huzuruyla yola devam diyelim.

 Yola devam derken, öz savunmamız olan özgür irade ve düşüncemizi geliştirelim ki olası saldırılar karşısında dirayetili olalım, örgütlü bir tarzda tüm kadınları arkamıza alalım ki, yanlız kadınlar bu yollarda canavarlaşmış eril zihniyetin kafesine düşmesin ve bunun mücadelesini güçlü verelimki karşıdaki cinsiyetçi zihniyet karşısında her türlü mücadeleye hazır bir güç görebilsin. En önemlisi bütün bunları yaparken esnek, estetikli, koparıcı, demokratik olabilmektir. Bunu da başardıktan sonra eril zihniyetin özgür yaşamda kadının yanında yer almaktan başka yolu, tercihi olmayacaktır. Bu güç, bu güzellik ve esnekliğin kadında olduğuna inanıyorum. Önemli olan var olan tüm bu özgürlük enerjisini doğru örgütlemek ve örgütlediğini doğru sergilemektir. Elbette bu yol daha çok ama çok uzun sürebilir. Ama ille de yolun sonunda özgürlük olacak diye bir doğru yok. Bu yolda ilerlediğimiz ve başardığımız an’da bizler özgür ve hür’üz… Özgürlük her yanınızda sizinle yürüyen, yendiğiniz tüm kölelik duygularınızın arkasında özgür ruhunuz vardır, bunu bilerek ilerleyin…

Neden diye sorduğumuz sorunu cevabı, özgür kadınla ancak demokratik ulus inşası imkan dâhilindedir. Demokratik ulus kadın rengi, kadın duygusu ve düşüncesidir. Aynı zamanda da yaşanmışlığıdır…

ROTİNDA AMED

On Aralık 24th, 2013, posted in: Kategoriler, KJBONLINE, Değerlendirmeler by